Skip to content Skip to footer


Neden Yeni Bir Sisteme İhtiyacımız Var?

Bir ülkenin kaderini, o ülkeyi yöneten kişilerin iyi niyetine bırakamayız. Çünkü iyi niyet geçicidir; sistem kalıcıdır. Eğer sistem gücü tek bir elde toplar, denetimi zayıflatır ve makamları liyakate değil sadakate açarsa, sonuç değişmez: er ya da geç o güç kötüye kullanılır.

Bugün Türkiye'nin temel sorunu işte budur. Yürütme yetkisi tek bir makamda yoğunlaşmış, denge ve denetim mekanizmaları zayıflamış, kurumlar geri plana itilmiştir. Biz buna bir kişiyi suçlayarak değil, sistemi değiştirerek cevap veriyoruz.

Önerdiğimiz model, ne eski parlamenter sistemin istikrarsızlığına geri dönüştür, ne de bugünkü tek adam yoğunlaşmasının devamıdır. İkisinin de hatalarından arınmış, üçüncü ve özgün bir yoldur. Adı: Yeni Nesil Hibrit Parlamenter Sistem.

Bu Sistemin Özü: Gücü Dağıtmak

Bu modelin kalbinde tek bir fikir yatar: Hiçbir güç, kendi kendini denetleyemez. O yüzden gücü böler, dağıtır ve birbirini dengeleyen ellere veririz.

Yürütme işi yapar, Cumhurbaşkanı denetler. Ülkeyi yöneten, icraatı yapan organ hükümettir; Başbakan ve Bakanlar Kurulu'dur. Cumhurbaşkanı ise bu icraatın dışına çıkarılır. Artık günlük siyasetin tarafı değil, devletin ve anayasanın tarafsız bekçisidir. Yani bir el işi yaparken, başka bir el o işi gözetler. Hiç kimse hem oyuncu hem hakem olamaz.

Cumhurbaşkanı'nın denetim gücü gerçektir, sembolik değildir. Bu makama bağlı, uzmanlardan oluşan bir Gölge Kabine kurulur. Bu yapı; yargıdan bürokrasiye, yerel yönetimlerden kamu kurumlarına kadar her yeri etik, performans ve kamu yararı açısından denetler. Hükümetin halka zarar veren bir kararını on güne kadar askıya alıp yargıya taşıyabilir. Böylece denetim bir temenni değil, dişi olan bir mekanizma haline gelir.

İkinci Sütun: Liyakat Artık Mecburidir

Bu sistemde bir bakan olmak için "tanıdık" olmak yetmez. Tam tersine, yetkin olmak şarttır.

Bir bakanlık koltuğuna oturacak kişinin, kendi alanında en az yedi yıl tecrübesi ve akademik yeterliliği olmak zorundadır. Başbakan adayını belirler, ama o aday önce Meclis'teki Liyakat ve Uygunluk Komisyonu'nun süzgecinden geçer; sonra her bakan için Meclis'te ayrı ayrı güven oylaması yapılır. Meclis'in onayını alamayan kişi, kim olursa olsun bakan olamaz.

Bunun anlamı şudur: Devletin tepesindeki koltuklar, artık siyasi sadakatin ödülü değil, yetkinliğin sınavıdır. Liyakat bir slogan olmaktan çıkıp, anayasal bir kurala dönüşür.

Üçüncü Sütun: Halk Sadece Sandıkta Değil, Her Gün Söz Sahibidir

Bu sistemin en cesur yanı, gücü doğrudan halka geri vermesidir.

Kendi vekilinizi siz seçersiniz. Meclis'teki 600 vekilin 150'si, partilerden bağımsız olarak doğrudan kendi bölgenizden seçilir. Bu vekil bir partiye değil, doğrudan size karşı sorumludur; bölgenizin derdini merkeze taşımakla yükümlüdür.

Beğenmezseniz geri çağırırsınız. Bu modelin en radikal mekanizması budur: Seçtiğiniz vekil sözünü tutmaz, sizi temsil etmezse, bir sonraki seçimi beklemek zorunda değilsiniz; onu geri çağırma hakkınız vardır. Böylece denetim sadece kurumların değil, doğrudan milletin elindedir. Vekil, koltuğa oturduktan sonra halkı unutamaz; çünkü halk onu göndermeye de muktedirdir.

Buna ek olarak, düşük bir seçim barajıyla küçük partilerin de Meclis'e girmesinin önü açılır, Cumhurbaşkanlığı adaylığı partilerin tekelinden çıkarılıp sivil topluma ve halka açılır. Yani lider sultası kırılır.

Peki Bu Ne Getirir?

Bu sistemin vaat ettiği dört şey vardır. Liyakat esaslı atamalarla yönetim kalitesi yükselir. Çok katmanlı denetim ve şeffaflıkla yolsuzluk ve kayırmacılık asgariye iner. Hem her bölgenin hem her görüşün temsiliyle Meclis gerçekten milleti yansıtır. Ve tarafsız bir Cumhurbaşkanlığı makamı, toplumdaki kutuplaşmayı yatıştıran birleştirici bir güç olur.

Dürüst Olmak Gerekirse: Kolay Değil

Bu modeli savunurken size kolay bir masal anlatmıyoruz. Böylesine köklü bir değişiklik kapsamlı bir anayasa değişikliği ve geniş bir toplumsal mutabakat gerektirir. Mevcut güç sahipleri buna direnecektir, çünkü bu sistem onların alıştığı sınırsız gücü elinden alır. Ama zorluğu kabul etmek, vazgeçmek demek değildir; tam da bu yüzden mücadeleye değer.

Çünkü biz, gücü tek elde tutan değil dağıtan; gücü kutsayan değil hesap vermek zorunda bırakan bir Türkiye'ye inanıyoruz. Bu sistem, o inancın somut hâlidir.

Parti Tüzüğü Parti Programı